Son dakika… Boğaziçi’nin bilirkişi raporu tamamlandı: Uygun değil

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından Sarıyer’deki Boğaziçi Üniversitesi arazisinin birinci derece doğal SİT alanı olan statüsü, 2021 yılında değiştirilerek 217 bin metrekarelik alanı “sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanı”, 205 bin metrekarelik alanı da “nitelikli doğal koruma alanı” olarak tescillenmişti.

Boğaziçi doğal ve tarihi SİT alanı ile öngörünüm bölgesinde kalan Boğaziçi Üniversitesi arazisinin doğal SİT statüsünün düşürülmesine yönelik işlemin durdurulması için Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi davalar açtı.

İstanbul 12’nci İdare Mahkemesi’nin baktığı davada bilirkişi raporu çıktı. Raporda, üniversite kampüsü ana binalarının tarihi devirlerde kültürel ve sosyal yaşama katkı sağladığı belirtilerek, özgün mimari değer taşıyan ve Türk eğitim tarihinde önemli bir yeri olması sebebiyle “kültürel varlık” olarak korunması gerektiği kaydedildi.

“ARBORETUMA DÖNÜŞTÜ”

Alanda 87 ağaç türü ve 49 çalı türünden oluşan binlerce bitkinin, Boğaziçi Üniversitesinin koruması altında değerli bir arboretuma (botanik bahçesi) dönüştüğüne dikkat çekilerek “Boğaziçi Üniversitesi’nin yerleşim alanı, şehitlik ve Nafi Baba Tekkesi tarihi değerleri yüksek yerlerdir ve korunması gerekir. Aynı şekilde bir arboretuma dönüşen orman alanının da korunması gerekir. Dava konusu işlem ile korunması gereken bu değerlerin zarar görme olasılığı oldukça yüksektir” denildi.

“150 YILLIK SERVİ VE MEŞELER KORUNMALI”

Kampüsteki ormanda bulunan yaşları 80-150 arasında değişen servi ve meşe ağaçlarının gerek tarihsel niteliğiyle gerekse Boğaziçi korularının devamı olması açısından korunması gerektiği vurgulandı. Raporda “Kampüsteki ormanda Boğaziçi korularının ana unsurları olan fıstık çamı, servi ve erguvan ağaçları yer almaktadır. Bu yapının bozulmaması için koruma statüsünün düşürülmemesi gerekir” tespiti yapıldı.

“YEŞİL AZALIR, YAPILAŞMA ARTAR”

Raporda, SİT statüsü değişikliğinin yapılaşmanın önünü açacağına dikkat çekilerek hem Boğaziçi Üniversitesi’nde hem de bitişiğindeki alanda koruma statüsünün düşürülmesinin, yeşili azaltıcı, yapılaşma oranını artırıcı sonuçlar yaratacağı belirtildi. Bu iklim değişikliğinin etkilerini de arttıracağı kaydedildi.

“DOĞAL BÜTÜNLÜK BOZULDU”

Alanın ekolojik yapısı itibariyle iki farklı SİT derecelendirilmesi sonucu birbirinden ayrı tutulmasının bilimsel bir dayanağı olmadığı vurgulanarak dava konusu işlemin doğal bütünlüğü bozduğu ifade edildi.

Raporda “Boğaziçi kampüsü kentteki yeşil alan sistematiği içindeki rolü bakımından odak yeşil alan niteliği taşımaktadır ve yapılaşma baskısı açısından yüksek kırılganlığa sahiptir. Bu odak alanın varlığının tehlikeye girmesi, Boğaziçi yeşil sisteminin geleceği açısından kaygı verici sonuçlar yaratır” denildi.

“SİLUET OLUMSUZ ETKİLENİR”

Raporda siluet uyarısı da yapılarak şunlar kaydedildi:

“Dava konusu alan topografik özellikleri gereği üç temel sırt üzerinden ilerleyerek arazinin en üst kotlarına ulaşan bir kurguya sahiptir. Koruma statüsünde değişim olması halinde Boğaziçi siluetinde olumsuz bir etki yaratılacaktır.

Bu alanın Rumeli Hisarı’na yakınlığı dikkate alındığında Hisarın silüetteki varlığına da zarar verecektir. Kampüsün batısındaki ‘sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanı’ içindeki yapılar önemli bir mimari özelliğe sahip değildir, ancak her ne kadar tek tek yapı bazında sıradan yapılar olsalar da bir bütün olarak bakıldığında İstanbul Boğazı silüeti içinde genel görünüşe zarar vermeyen, küçük ölçekli yapılardan oluşan ve çevresi ile uyumlu bir kent dokusu oluşturmaktadır.

Bu bölgede yapı yoğunluğu ve kat yüksekliğinin artırılmaması, mevcut haliyle korunması gerekmektedir.”

AFET TOPLANMA ALANI

Raporda, İBB’nin Afet ve Acil Durum Toplanma Alanları haritasında Boğaziçi Üniversitesi toplanma alanı olarak belirlendiği belirtilerek “Kamu güvenliği için geride kalan tahliye toplanma alanlarının bir sistem yaklaşımı çerçevesinde devamlılığının sağlanmasına ihtiyaç duyulmaktadır. Afet yönetiminde etkin rol alma potansiyeline sahip olan böylesi bir alanın, kamu güvenliği ve kent dirençliliğinin sağlanabilmesi için korunması gerekir” denildi.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir